TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK GERÇEĞİ
Sosyal Devlet, Yaşam Hakkı ve İnsan Onuru Çerçevesinde Bir Değerlendirme
Türkiye’de emeklilik, uzun yıllar boyunca çalışma hayatına katılmış, prim ödemiş ve ülke ekonomisine katkı sunmuş bireylerin, yaşlılık döneminde insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesini teminat altına almak amacıyla oluşturulmuş anayasal ve sosyal bir haktır. Ancak gelinen noktada emeklilik sistemi, bu amacından ciddi biçimde uzaklaşmış; emekliler ekonomik, sosyal ve psikolojik bir kuşatma altına alınmıştır.
Emeklilik: Lütuf Değil, Kazanılmış Haktır
Emeklilik;
Devletin verdiği bir yardım değil,
Bir sosyal destek programı hiç değildir,
Prim karşılığı kazanılmış, mülkiyet hakkı niteliği taşıyan anayasal bir haktır.
Anayasa’nın 60. maddesi, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu hak, devletin takdirine bırakılmış bir iyilik değil; yerine getirilmesi zorunlu bir yükümlülüktür.
Türkiye’de Emekli Olmak: Kâğıt Üzerinde Hak, Gerçekte Yoksulluk
Türkiye’de milyonlarca emekli, resmî olarak “emekli” statüsünde olmasına rağmen fiilen;
Yoksulluk sınırının altında,
Açlık sınırına yakın,
Sosyal hayattan dışlanmış bir yaşam sürmektedir.
Emekli maaşları;
Artan kira bedelleri,
Elektrik, su ve doğalgaz faturaları,
Gıda fiyatlarındaki kontrolsüz yükseliş karşısında hayatın gerçek maliyetlerini karşılayamaz hâle gelmiştir.
Bugün Türkiye’de bir emekli maaşı;
Kiraya yetmemekte,
Sağlıklı beslenmeye imkân tanımamakta,
Isınma ve temel ihtiyaçlar arasında tercih yapmaya zorlamaktadır.
Enflasyon Gerçeği ve Emekli Maaşları
Emekli maaşlarına yapılan artışlar, resmî TÜFE oranlarına dayandırılmakta; ancak bu oranlar, emeklilerin günlük yaşamda karşılaştığı gerçek enflasyonu yansıtmamaktadır.
Emeklinin harcama kalemleri;
Gıda,
Kira,
Enerji,
Sağlık
olmasına rağmen, maaş artışları genel ortalamalara göre belirlenmekte; emeklinin özel durumu yok sayılmaktadır.
Bu durum, emeklilerin her geçen gün daha fazla yoksullaşmasına neden olmaktadır.
Barınma ve Yaşam Krizi
Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde;
Kira bedelleri emekli maaşlarının büyük bölümünü tüketmektedir.
Kendi evi olmayan emekliler, barınma riski ile karşı karşıyadır.
Isınma, artık temel bir hak değil, ulaşılması zor bir ihtiyaç hâline gelmiştir.
Bu tablo, emekliliği bir “dinlenme dönemi” olmaktan çıkarıp hayatta kalma mücadelesine dönüştürmüştür.
Emeklilik ve Yaşam Hakkı
Yaşam hakkı, sadece nefes almayı değil; insan onuruna uygun yaşam koşullarını da kapsar.
Yetersiz emekli maaşı;
Sağlığa erişimi zorlaştırıyorsa,
Dengeli beslenmeyi imkânsız kılıyorsa,
Barınma güvenliğini ortadan kaldırıyorsa,
bu durum, dolaylı bir yaşam hakkı ihlalidir.
Devlet, sosyal devlet olmanın gereği olarak;
Emekliyi açlığa mahkûm edemez,
“Çalışsın” diyerek yaşlılığı yok sayamaz,
Emekliliği yoksullukla eş anlamlı hâle getiremez.
Sosyal Devlet Sorumluluğu
Sosyal devlet;
Güçlüyü değil, zayıfı korur,
Üreteni emeklilikte cezalandırmaz,
Yıllarca prim ödeyen vatandaşını yalnız bırakmaz.
Emekliler, bu ülkenin yükü değil;
Hafızası,
Emek gücü,
Geçmişidir.
Onları yoksullukla baş başa bırakmak, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Sonuç ve Çağrı
Emeklilik sistemi Türkiye’de yeniden ele alınmalıdır.
Emekli maaşları;
Gerçek yaşam maliyetlerine göre belirlenmeli,
Enflasyon karşısında korunmalı,
İnsan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki;
Emeklilik bir sadaka değil,
Bir ayrıcalık değil,
Ömür boyu verilen emeğin karşılığıdır.
Emekliyi korumayan bir sistem, yarını da koruyamaz.