Uzmanlardan “Telefon Boynu Sendromu” Uyarısı: Risk Yaşı Düşüyor

Akıllı telefon kullanımı omurga sağlığını tehdit ediyor

Günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelen akıllı telefonlar, uzun süreli kullanım nedeniyle omurga sağlığını tehdit eden önemli sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Özellikle başın uzun süre öne eğik şekilde tutulması sonucu ortaya çıkan “telefon boynu sendromu”, çocuklar ve gençler arasında giderek daha sık görülüyor.

Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Seyhan Orak, yaz tatiliyle birlikte ekran başında geçirilen sürenin artmasının risk oluşturduğunu belirterek, doğru duruş alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması gerektiğini söyledi.

Başın eğilmesi omurgaya binen yükü artırıyor

Tıbbi adıyla “text neck” olarak tanımlanan telefon boynu sendromu, uzun süre ekranlara bakılması nedeniyle boyun bölgesinde oluşan postür bozukluğu olarak biliniyor.

Medicana Sağlık Grubu bünyesinde görev yapan Op. Dr. Seyhan Orak, insan başının normal şartlarda yaklaşık 4-5 kilogram ağırlığında olduğunu ancak baş öne eğildikçe omurgaya binen yükün katlanarak arttığını ifade etti.

Orak, “15 derecelik eğimde omurgaya yaklaşık 12 kilogram yük binerken, 60 derecelik eğimde bu yük 25-30 kilograma kadar ulaşabiliyor. Bu durum kısa vadede kas yorgunluğuna neden olurken uzun vadede kas, bağ ve disk yapılarında hasar oluşturabiliyor” dedi.

Manisa'dan Korkutan Uyarı Günde Kaç Gram Tuz Tüketilmeli?
Manisa'dan Korkutan Uyarı Günde Kaç Gram Tuz Tüketilmeli?
İçeriği Görüntüle

Telefon boynu sendromunda yaş aralığı düşüyor

Uzmanlara göre telefon boynu sendromu en sık 12-35 yaş aralığında görülüyor. Ancak son yıllarda teknolojik cihaz kullanım yaşının düşmesiyle birlikte 8-10 yaş grubundaki çocuklarda da belirgin artış gözlemleniyor.

Op. Dr. Seyhan Orak, erken yaşta başlayan yanlış duruş alışkanlıklarının ilerleyen yıllarda kalıcı sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Uzun süreli yanlış duruş yalnızca geçici bir rahatsızlık oluşturmaz. Zamanla omurganın doğal yapısı bozulabilir. Boyun bölgesindeki doğal eğrilik düzleşebilir, kas dengesizlikleri oluşabilir ve diskler üzerinde asimetrik basınç gelişebilir.”

Boyun fıtığı ve sinir sıkışmasına yol açabiliyor

Telefon boynu sendromunun ilerleyen süreçte daha ciddi nörolojik problemlere neden olabileceğine dikkat çeken Orak, uzun vadede boyun fıtığı, omurilik kanalında daralma ve sinir sıkışması gibi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini söyledi.

Uzman açıklamalarına göre hastalığın en sık görülen belirtileri arasında boyun ağrısı, omuz ve sırt bölgesine yayılan ağrılar yer alıyor. Bunun yanında boyunda sertlik, uzun süreli kullanım sonrası yorgunluk hissi, baş dönmesi, kollarda uyuşma ve karıncalanma gibi belirtiler de görülebiliyor.

İleri vakalarda ise sinir kökü baskısına bağlı güç kaybı ve cerrahi müdahale gerektiren tablolar oluşabileceği ifade edildi.

Ekran süresi sınırlandırılmalı

Uzmanlar, telefon kullanımında belirli aralıklarla mola verilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle “20-20-20 kuralı”nın uygulanması öneriliyor.

Bu kurala göre her 20 dakikalık ekran kullanımının ardından en az 20 saniyelik mola verilmesi tavsiye ediliyor.

Op. Dr. Seyhan Orak, günlük telefon kullanım süresinin yetişkinlerde mümkünse 2-3 saatle sınırlandırılması gerektiğini belirtirken, çocuklarda bu sürenin yaşa göre daha düşük tutulmasının önemli olduğunu söyledi.

Doğru duruş alışkanlığı büyük önem taşıyor

Uzmanlar, telefon kullanımında cihazın göz hizasında tutulmasının omurga sağlığı açısından kritik olduğunu belirtiyor. Başın sürekli öne eğilmesinin boyun omurlarına aşırı yük bindirdiği ifade ediliyor.

Dirseklerin desteklenmesi, sırtın dik tutulması ve uzun süre aynı pozisyonda kalınmaması öneriler arasında yer alıyor. Ayrıca düzenli egzersiz yapılmasının da boyun kaslarını güçlendirdiği ve riskleri azalttığı kaydedildi.

Erken teşhisle geri dönüş mümkün

Telefon boynu sendromunun erken dönemde fark edilmesi halinde büyük ölçüde tedavi edilebildiğini belirten Orak, tedavi sürecinde postür eğitimi ve egzersizin ön planda olduğunu söyledi.

Servikal ekstansör kaslarını güçlendiren egzersizler, skapular stabilizasyon çalışmaları ve fizik tedavi uygulamalarının tedaviye katkı sağladığı ifade edildi. İleri vakalarda ilaç tedavisi ve nadir durumlarda cerrahi müdahalenin gündeme gelebileceği belirtildi.

Kaynak: İHA