Zülfikar Bilgiç, 2027 için 60 bin TL asgari ücret ve 45 bin TL emekli aylığı öneriyor ve geçim, adalet çağrısı yapıyor.
Geçim lüks değil, temel haktır!
Bir ülkenin ekonomisini anlamak için yalnızca büyüme rakamlarına bakmak yetmez. Bazen bir pazar çantası, bazen ödenmeyi bekleyen bir fatura, bazen de emeklinin market rafının önündeki sessizliği çok daha fazlasını anlatır.
Bugün sorulması gereken soru açık: Çalışan, emeğinin karşılığıyla geçinebiliyor mu? Emekli, yıllarca çalışmasının ardından temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu?
Bu sorulara vatandaşın sofrasında karşılık bulamıyorsak ekonomik başarı üzerine söylenen sözler eksik kalır.
Geçim hesabı kâğıtta değil, mutfakta yapılıyor
Vatandaş için ekonominin karşılığı son derece somuttur: Kira ödendikten sonra geriye ne kalıyor? Alışveriş sepetine hangi ürünler konulabiliyor? Çocuğun okul ihtiyacı karşılanabiliyor mu? Beklenmedik bir masraf çıktığında borçlanmadan çözüm bulunabiliyor mu?
Bir maaşın yeterliliğini değerlendirirken yalnızca ele geçen tutarı konuşamayız. O paranın ne alabildiğine, hangi ihtiyaçları karşılayabildiğine de bakmak zorundayız.
İnsanların bütün ay çalışıp yine de temel giderlerini karşılamakta zorlanması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir adalet meselesidir.
Çalışanın emeği, emeklinin alın teri
Çalışmak, insana hayatını kurabilme imkânı vermelidir. Emeğinin karşılığını alan bir insan, ay sonuna ulaşabilmek için sürekli borç aramak zorunda kalmamalıdır.
Emeklilik de yıllar süren çalışma hayatının ardından biraz olsun güven içinde yaşanabilecek bir dönem olmalıdır. Emeklinin hangi ihtiyacından vazgeçeceğini hesaplaması, yalnızca kişisel bir bütçe sorunu olarak görülemez.
Yıllarca prim ödemiş insanların insanca yaşam talebi bir ayrıcalık isteği değildir. Bu talep, emeğe duyulan saygının karşılığıdır.
2027 için çağrı: Asgari ücret 60 bin, emekli aylığı 45 bin TL olmalı
Benim 2027 yılı için çağrım nettir: Net asgari ücret 60 bin TL, en düşük emekli aylığı 45 bin TL olmalıdır. Dört kişilik bir hanenin toplam geliri için ise en az 150 bin TL hedeflenmelidir.
Bunlar resmî olarak belirlenmiş tutarlar değil, insanca yaşam koşullarına ilişkin önerilerimdir. Ayrıca 150 bin TL ile kastedilen, her bireyin maaşı değil, dört kişilik hanenin toplam geliridir.
Elbette bu hedefler tartışılabilir. Nasıl hayata geçirileceği, üretime ve istihdama etkileri, kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağı konuşulmalıdır. Ancak bütün bu tartışmaların merkezinde vatandaşın geçimi bulunmalıdır.
İnsanların ihtiyaçlarını görmeden yapılan hesapların toplumsal karşılığı eksik kalır.
Ücret artışı sofraya yansımalı
Maaşlara yapılan artışın anlamı, vatandaşın alım gücünü ne ölçüde iyileştirdiğinde ortaya çıkar. Zamdan sonra kira, gıda ve diğer zorunlu giderler karşısında aynı sıkışıklık sürüyorsa geçim sorunu da sürüyor demektir.
Bu nedenle ücret politikasıyla birlikte fiyat istikrarı, barınma giderleri ve temel ihtiyaçlara erişim de ele alınmalıdır.
Vatandaşın beklentisi yalnızca maaş bordrosunda daha yüksek bir sayı görmek değildir. O maaşla daha güvenli bir hayat kurabilmek, çocuğunun ihtiyacını karşılamak ve yarına biraz daha rahat bakabilmektir.
Vatandaşın geçimi siyasetin üzerinde tutulmalı
Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. Ekonomi politikaları konusunda da farklı çözüm önerilerimiz bulunabilir. Ancak çalışanın geçinebilmesi ve emeklinin insanca yaşayabilmesi ortak sorumluluğumuzdur.
İktidarın önceliği, vatandaşın sofrasını büyütmek ve gelirini temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyeye çıkarmak olmalıdır. Ekonomik iyileşmenin en güçlü göstergesi, insanların günlük hayatında hissedilen rahatlamadır.
Çalışanın emeği, emeklinin alın teri görmezden gelinemez. İnsanlar ayın sonunu nasıl getireceğini düşünürken onların kaygılarını duymak ve somut çözümler üretmek gerekir.
Çünkü geçim lüks değil, temel haktır!
Zülfikar Bilgiç