Emekliler, geçim derdini dile getirdikçe, hak aramak için alanlarda boy gösterdikçe iktidar çevrelerinden arka arkaya yanıtlar geliyor Çözüm önerileri sunuluyor

EMEKLİNİN SORUNU ŞÜKÜRSÜZLÜK

Emekliler, geçim derdini dile getirdikçe, hak aramak için alanlarda boy gösterdikçe iktidar çevrelerinden arka arkaya yanıtlar geliyor. Çözüm önerileri sunuluyor.

Meğer emeklinin sorunu yoksulluk değilmiş. Ne geçim derdi, ne kira, ne ilaç parası…
Asıl sorun şükürsüzlükmüş.
Bir de uzun yaşıyorlarmış. Bu da ayrı bir kusur sayılıyor artık.
Aylıklarını zamanında alıyorlarmış ya, daha ne istiyorlarmış?

Yoksulluk Değil, “Fazlalık” Muamelesi

İnsanın aklı duruyor. Yıllarca çalışmış, üretmiş, vergi vermiş bir insanın, yaşamının son döneminde insanca yaşamak istemesi nasıl oluyor da “fazlalık” sayılıyor?

Şükür Kavramının Dönüşümü

Şükür, eskiden bir erdemdi.
Bugün ise yoksulluğu normalleştirmenin dili haline geldi. Bir itiraz yükseldiğinde,
bir ses “geçinemiyoruz” dediğinde, hemen karşısına dikilen sihirli bir sözcük var:
Şükret.

Ama şükür, adaletsizliğin üstünü örtmez. Örttüğünü sanır;
ta ki mutfakta tencere kaynamayana, eczane kapısında bekleyene, doğalgaz faturasını açmaya korkana kadar.

“Uzun Yaşıyorsun” Demek Ne Anlama Geliyor?

Emekliye “uzun yaşıyorsun” demek, ona açıkça şunu söylemektir:
“Bu yaşam senin için fazla.”

Oysa emekli, bu yaşamı en çok hak edenlerden biridir. Çünkü bu düzenin tuğlaları, onun gençliğinden, sağlığından, umudundan kesilerek örülmüştür. Bugün emekliye düşen pay, yalnızca sabır ve sessizlik olmamalı.

İnsanca Yaşam Bir Hak

Şükür, boyun eğmenin değil,
adaletin olduğu yerde anlamlıdır. Emekli daha fazlasını istemiyor. İstediği sadece
“İnsanca bir yaşam.”

Bu da ne lüks ne de nankörlük.
Bu, yalnızca bir hak.